Header Ads


Düz Dünya Gerçeği eser miktarda uyanmış, sorgulayabilen, cesur ve özgür beyinler içindir. Bu sarsıcı gerçeği herkes gibi önce reddedip alay edeceksiniz. Olur da tüm yargıları bir kenara bırakıp sabırla ve sakince incelerseniz doğuştan kazanılmış bu zeki programlamayı kırabilir ve gerçekleri içeri alabilirsiniz.
Üzerindeki en güçlü programlamayı kırmaya cesaretin var mı? Yok mu?

Kuran'ın Tarifiyle Yerler ve Gökler



Bu sunumda temelde iki konuya değineceğim: Birincisi Kuran’ın tarif ettiği Yaratılışın açık ve net olarak Yer merkezli düz dünya tarifi olduğu ve bu bakış açısının Tevrat’taki Yer merkezli modelle uyuşuyor olduğudur. 

Ben kendi araştırmamı yaptım, sizin de kendi araştırmanızı yapmanızı tavsiye ederim. Eğer kendinizi beyin yıkanmışlıktan kurtarmayı düşünüyorsanız www.duzdunya.org sayfamızdaki makaleleri okumakla başlamanız en doğru yöntem olacaktır. Ayrıca Düz dünya gurubu yöneticilerimizin ve daha bir çok düz dünyacı arkadaşımızın Youtube videolarını izlemenizi öneririz.  O kadarını da yapamayacaksanız artık gerisi size kalmış.

Ben bu makalede Yaratılış'ın düz dünya görüşüne göre olduğunu ya da karşı olduğunu tartışmak amacıyla yazmıyorum. Burada yapmak istediğim şey, Kuran’ın Yaratılış konusunda ne söylediğinden bahsetmektir ve Tevrat’tın (yada Eski Ahit’in) da tarif ettiği dünyanın düz dünya tarifiyle uyuştuğu gerçeğine dikkat çekmektir.

TEVRAT

Öncelikle anlaşılması gereken şey Kuran’ın temelde Tevrat’ta anlatılan gökler ve yer tarifini desteklediğidir.



Bu modelde dünya yayılıp genişletilmiş olan bir yerdir. Elbette dağların ve ovaların oluşturduğu girinti çıkıntılar vardır ama toplamda yeryüzü düz bir yerdir. Yerin altında su vardır, ve yerin bir temeli vardır. Gök sağlam bir yapıdır (Tevrat’ın tabiriyle Gökkubbe -yani Firmament olarak adlandırılır) ve bu yapının kapıları vardır. Yerin altında da su vardır (çok derin diye adlandırılan yerde) ve Gökkubbe’nin üzerinde de su vardır.

Tevrat’ı (yada Eski Ahit’i) sahiplenen bir kısım insanlar içeriğini sahte bilim kültünün simgeleri ve dogmalarına uygun hale getirmeye çalışmaktadır. Fakat çoğunluk bu tür çarpıtmalara karşıdır. Tevrat’ta bulunan şekliyle yukarıda sunduğum modelin, tarihinin ilk 1500 yılı boyunca Kilise tarafından desteklenen ve benimsenen dünya modeli olduğu tartışmasız bir gerçektir.


Kuran ve ‘’Bilimcilik’’ Savunucuları 

Tevrat’a yapılan tahrifat gibi Kuran’ı sahiplenen bir kısım insan tarafından da ayetlerin anlamları çarpıtılarak benzer bir tahrifat yapılmıştır, ki bu ayet tahrifatı yapanlar Kuran’ı bilimcilik dininin dogmaları ile ilişkilendirmeye çalışmak endişesiyle bu tahrifatı yapmışlardır. Ancak işin ilginç tarafı şu ki, güneş merkezli model dünyaki çoğunluk tarafından kabul edilmeye  başladıktan sonra, ve Kur'ân’daki model de aslında güneş merkezli modelden tamamen farklı bir model anlattığı için geçmişte bir çok kişi (özellikle ateistler) Kuran’ı yer merkezli model üzerinden karalamaya çalışmıştır. Buna karşılık bilimcilik dininin dogmalarını sorgulamadan kabul edenler Kuran’ın düz dünya modelini savunduğunu kabul etmek yerine eziklik içerisinde inkar ederek, ayetlerin manalarını tahrif edip bilimcilik dininin dogmalarına uydurmayı tercih etmişlerdir.

Mevcut bilimcilik dininin dogmalarını özetleyelim: Güya dünya bir küre ve ekvator çevresinde saatte 1600 km hızla dönüyor ve biz bu sürekli dönen kürede yaşıyoruz. Aynı zamanda bu küre saatte 105.000 km hızla aşırı yüksek bir vakum ortamında Güneş’in etrafında dönüyor. Güneş sistemi de yörüngesinde 827 000 km/saat hızla hareket ederken, aynı zamanda saatte 2.1 milyon km hızla ilerleyen bir galaksinin merkezi etrafında bulunuyor. Okyanusların suları dış bükey olarak eğik duruyor, gökyüzü, en yakınları trilyonlarca kilometre uzakta olan sayısız yıldızla dolu sonsuz, sınırsız bir genişlikte olan boşluk. Ve tüm bu model, sebebi hiçbir yerde gösterilemeyen yerçekimi adı verilen bir kuvvetle boşlukta asılı olarak duruyor ve duyu organlarımıza ve deneyimlerimize karşı olmasına rağmen bizim tüm bu iddiaları kabul etmemizi gerektiriyor.

Evet, maalesef Kur'ân ayetlerini sahte bilim dininin yani bilimciliğin iddialarına uygun hale getirmeye çalışanlar var ve bunlar bunu başarabilmek için ayetlerin manalarını istedikleri yere çekiyorlar. Ve bu tür girişimler, bu konuda bilgisiz olanlar için oldukça yanıltıcı olabilir. Ancak bu tahrif edilen manalardaki ayetler ilgili ayetlerle ve bağlamı çerçevesinde ele alındığında yapılan aldatmacayı hemen ortaya çıkarmak mümkündür. Bu tür gayretlerde bulunanları kesinlikle suçlamıyorum, ve bu gayretlerinin iyi niyet dahilinde yapıldığına eminim. Çünkü bir zamanlar bizlerde sahte bilimin iddialarına kapılmıştık, ve o zamanlar sorgulamadığımız için sahte bilimin iddialarını doğru kabul ediyorduk. Ayetleri sahte bilime uydurmaya çalışanlar içinde aynı aldanmışlık döneminden geçiyor olmalarından başka bir şey düşünmek doğru olmaz. Umuyoruzki onlarıda Allah birgün doğruya iletecektir.

Gerçek tamamen açıktır: Eğer Güneş merkezli model yanlışsa otomatik olarak Kur'an'ın ortaya koyduğu düz dünya modeli doğru olduğu anlamına gelmez (çünkü her ikisi de yanlış olabilir), ama Güneş merkezli model doğruysa o halde Kur'an'ın yanlış olması gerekir. Eğer Kuran’ın Allah’tan olduğunu kabul ediyorsanız Güneş merkezli modeli kabul ederek Kuran’ın yanlış olduğunu iddia ediyorsunuz demektir. Bu kendinizle çeliştiğiniz anlamına gelir. Çünkü bunun başka türlü mantıklı bir sonucu yoktur. Eğer Kuran’ın Allah’tan olduğunu kabul ediyorsanız düz dünya gerçeğini kabul etmeniz kendinizle çelişmemek için yapmanız gereken en mantıklı seçim olacaktır.

Dünya Düzdür.

Ayetlere bakmaya başlayalım:

2:22
Yeryüzünü sizin için bir döşek (firāşen ف ر ش
Ve gökyüzünü bir yapı olarak yaptık
Ve gökten size su indirdik
Ve sonra size beslenmeniz için bazı meyvalar sunduk 
O halde Tanrı’ya ortaklar koşmayın
Eğer biliyorsanız."

Allah buradaki ayette yerin bir döşek gibi olduğunu söylüyor. Lütfen şimdi bana küre şeklinde bir döşek gösterebilir misiniz? Döşek daima ve daima yere düz olarak serilir ve başka türlü serilmesi imkansızdır. Burdan yola çıkarak ayette yapılan benzetmenin düz bir yeri tarif ettiğini söylememiz en doğru ifadede olacaktır.

15:19
Ve Yeryüzünü yaydık (medednāhā م د د)
Ve oraya sabit dağlar yerleştirdik
Ve herşeyi dengeli biçimde büyüyecek şekilde düzenledik."

Allah bu ayette yeryüzünün yayıldığını söylüyor. Şimdi küre biçiminde yaydığınız bir şeyi düşünün. Evet, düşünemediniz, çünkü hiçbir şey küre biçiminde yayılmaz. Bu çok basit mantığı yürütmek çok zor olmadığını umarım gördünüz. Lütfen mantığınızı kullanın. Mantık gerçeği bulmak için sizin en önemli yardımcınızdır.

20:53
O ki sizin için Yeri bir beşik (mehden م ه د) yaptı
Ve orada sizin için yollar açtı
Ve gökten size su indirdi ve onunla çeşit çeşit bitkiler çıkardı." 

40:10
Yeri sizin için bir beşik (mehden م ه د) yaptık
Ve size yollar açtık belki doğru davrananlardan olursunuz diye" 

Bu ayetlerde ise Allah yerin bir beşik gibi olduğunu söylüyor. Yine aynı şekilde beşik de döşek gibi ancak düz bir yer olur, küre şeklinde bir beşik olmaz.

“50:7
Ve Yeryüzünü yaydık (medednāhā م د د)
Ve oraya sağlam dağlar yerleştirdik
Ve her türlü güzel çeşidin büyümesini sağladık "

“51:48
Ve Yeryüzünü döşedik (feraşnāhā ف ر ش)
Ne güzel döşeyiciyiz (l-māhidūne م ه د)"

“71:19-20
Allah size Yeryüzünü bir sergi (bisāTen ب س ط) yaptı
Ki böylece üzerinde geniş yollardan seyahat edebilesiniz "

Yine ifadeler düz dünyayı işaret ediyor; yaydı, döşedi, serdi.


79:30’uncu ayette Kuran’ı dogmatik Bilimcilik dinine uydurmaya çalışanlar tarafından çarpıtılan bir fiile denk geliyoruz. Bu fiil "deHāhā" fiilidir ki manası yayılmış düzlenmiş demektir. Ayetin doğru tercümesi şöyle olmalıdır:

“79:30 
Ve sonra Yeryüzünü yaydı (deHāhā د ح و)"

Diğer tercümelere bakalım:

Abdulbaki Gölpınarlı Meali: Ve yeryüzünü de bundan sonra yaydı, döşedi.
Ali Bulaç Meali: Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.
Diyanet İşleri Meali: Ardından yeri düzenlemiştir.
Edip Yüksel Meali: Ve yeri de yumurta biçimine soktu*
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
Ömer Nasuhi Bilmen Meali: Ve ondan sonra da yeri yaydı.
Süleyman Ateş Meali: Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlattı.*
Süleymaniye Vakfı Meali: Yeri, bundan sonra döşedi
Yaşar Nuri Öztürk Meali: Bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı.

Meallarin bir kısmı doğru bir kısmı yanlış çevrilmiş. Bu fiilin açık manasına rağmen (sahte) bilimin iddialarının Kuran’ın Yeryüzü tarifiyle örtüşmediğini görenler ve maalesef bilimcilik dinini sorgulamadan ona inandıkları için bu fiili devekuşu yumurtasıyla ilişkilendirerek küre dünya teorisiyle bağdaştırmaya çalışmışlardır. Buna dayanak olarak sahte bilimin dünyanın geoit biçiminde olduğu iddiasını alıyorlar. Evet, sahte bilim bir zamanlar dünyanın geoit şeklinde olduğunu iddia ediyordu, ama sonra armut şeklinde güneyden tombiş biçiminde olduğunu söyledi, ve buna rağmen Güneş merkezli modelin küre dünyası NASA’nın ressamları tarafından bilgisayarda sürekli olarak yusyuvarlak şekilde çizildi. Yani sahte bilime göre dünya uzaydan bakınca yusyuvarlak ama teoride hem geoit hemde güneyden tombiş bir küre.

Çizilen küre dünyaların tümü yusyuvarlaktır, isterseniz Google’dan küre dünya resimlerinin tümünü bulabilirsiniz. İçlerinde bir tane geoit yada armut şeklinde küre dünya bulabildiniz mi? Bulamadınız. Bulamazsınız çünkü NASA’nın ressamlarına kimse bu geoit yada armut şeklinde dünya iddialarından bahsetmemiş olmalı. Birisinin NASA ressamlarını uyarması gerek. 

NASA’nın çizdiği küre dünyaların yumurta şekliyle yakından uzaktan alakası yoktur.  Yani yumurta şekline ilişkilendirme dahi başarısız bir girişimdir. Üstelik bu yumurta benzerliğine dayanak olarak yumurtanın kabuğunu yerin üst mantosuna benzediğini iddia etmek, beyazını ve sarısını mağma tabakasına benzetmek ayrı bir fiyaskodur çünkü iddia edilen tabakaların var olduğu ispat edilmiş bir bilgi değildir. Bunlar birer teoriden ibarettir ve insanoğlu bırak diğer tabakaları hiçbir zaman yerin kabuğu diye iddia edilen tabakayı dahi delme başarısı gösterememişken bu teorileri ispat edilmiş gerçek bir bilgi gibi alıp Kuran’daki ifadeleri buna delil yapmaya çalışmak tam bir fiyaskodur.


Doğru olan, Arapça'da aynı kökü temel alan udḥīya (devekuşu yuvası) kelimesi ile ilişkilendirmektir; bununla birlikte, dişi devekuşu hiçbir zaman bir yuva edinmez ve yumurtalarını bırakmak için uygun bir yer bulup orayı ayaklarıyla yayıp düzleştirir ve oraya yumurtalarını bırakır.  deHāhā kelimeside bu kökten türemiştir. Allah’ın yeryüzünü düzleyip yaymasıda tamda bu benzetmeye göredir. Şüphesiz Kuran’da bir çok tarif bu şekilde benzetmelerle ifade edilir. Yeryüzünün devekuşunun yuvasına benzetilmesi tam olarak düz dünyayı tarif etmektedir ve bu Allah’ın mükemmel benzetme sanatının bir başka örneğidir.

Sözlükler de bu görüşümüzü desteklemektedir.

Lisanü'l-Arab 
Al-udhy, Al-idhy, Al-udhiyya, Al-idhiyya, Al-udhuwwa: Kumda bir devekuşunun yumurtladığı yerdir. Çünkü devekuşu dünyaya ayaklarıyla yayılır (تَدْحُوه, tadhūh) sonra yumurtalarını oraya bırakır, devekuşunun bir yuvası yoktur.

Lane’s Lexicon
Dahw (دحو)
Daha Dahouth dahoo Yayıldı; yayılmış veya ileri; genişletilmiş; veya uzatılmış
O (Tanrı) dünyayı genişletti veya geniş yaptı;  bir devekuşunun , ayağını veya bacağını kullanarak, yumurtalarını bırakmak üzereyken yeri genişletmesi gibi:  yada yaydı ve sade, düz veya pürüzsüz hale getirdi. 

Devekuşu yuvasını düşündüğümüzde gerçekten düz dünya modeliyle birebir örtüşen tamamen uyumlu bir tariftir. Devekuşu yuvasına uzaktan baktığınızda düz dünya modelini göreceksiniz. 


Dünya Sabittir Hareket Etmez

27:61
Kimdir Yeryüzünü sizin için kararlı, sabit (ḳarāran ق ر ر) bir yer yapan?
Ve arasından ırmaklar akıtan
Ve üzerinde sabit (ravāsiye ر س و) dağlar yapan
Ve iki deniz arasında bir engel yaratan
Tanrıdan başka bir tanrımı var?
Doğrusu: onların çoğu bilmiyor."

“40:64-66
Allah size Yeryüzünü kararlı, sabit (ḳarāran ق ر ر) bir yer yapandır.
Ve göğüde bir bina yapan
Ve sizi şekillendirdi
Ve şekillerinizi güzel yaptı
Ve sizi güzel şeylerle besledi
Rabbiniz Allah işte budur.
Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir.
Yaşayandır
Ondan başka Tanrı yoktur.
Öyleyse Ona halis kılarak samimi bir şekilde seslenin. 
Övgü Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Deki: Sizin Allah’tan başkalarına taptıklarınıza tapmaktan men edildim.
Bana açık deliller geldikten sonra
Alemlerin Rabbi Allah’a teslim olmakla emrolundum."

Yukarıdaki ayetlerde açık ve net olarak Yeryüzünün kararlı ve sabit bir yer olduğu, göğünde bir bina olduğu söyleniyor. O halde Kuran’ın tarif ettiği yer modeli sabit, dönmeyen, hareket etmeyen düz dünyadır ve gök ise sağlam bir yapıdır. Göğün bu tarifi Tevratın Gökkubbe ifadesiyle örtüşüyor.

Özet olarak Kuran’a göre Yer;
Bir döşek gibidir
Bir beşik gibidir
Yayılmıştır
Serilmiştir
Döşenmiştir
Devekuşu yuvası gibidir
Sabittir, kararlıdır
Dağlarla yere sabitlenmiştir

Yerin Altının Su Olması ve Göğün Kapıları Olması

Kutsal kitaplarda Yeryüzü kapalı bir sistem, üstü ve altı su olarak tarif edilir.  Özellikle Tevrat’ta bu tarif açık ve nettir.

Yaratılış 1:6-8
Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.
Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu."

Ayrıca Nuh Tufanı Yeryüzünün üzerinin ve altının su olduğunun açık bir delilidir. Tevrat’ta Nuh Tufanı şöyle tarif edilir;

Yaratılış 7:11
Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü derin enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı."

Kur'an, yeryüzünün derinliklerinden fışkıran - veya köpüren sular olarak tarif eder Nuh tufanını. Bu ifade yerin derinliklerinin su olduğunun göstergesidir.

11:40
Nihayet hükmümüz geldiğinde ve sular kaynaklardan fışkırıp taştığında…"

23:27
Bunun üzerine biz, Nûh´a şöyle vahyettik: 
"Gözlerimizin önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap. Emrimiz gelip tandır kaynayınca, ailenle birlikte her türden iki çifti gemiye sok. İçlerinden, haklarında daha önce hüküm verilmiş olanları dışta bırak. Zulmetmiş olanlar hakkında bana yakarıp durma. Onlar kesinlikle boğulacaklardır."

54:11
Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile."

Ayrıca Kuran Kıyamet günü açılacak olan göğün kapılarından bahseder. 

78:17-19
Yargılama Günü, belirlenmiş bir vakittedir. O gün Sur’a üflenir ve kalabalıklar halinde gelirsiniz. Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur."

Tevrat’taki ve Kuran’daki ifadeler birbiriyle örtüşüyor. İkiside Göğün bir yapı gibi olduğunu, açılan kapakları ile geçiş imkanı sağladığını söylüyor. Yerin altında kaynayınca fışkıran ve taşan su kaynaklarının olduğu, göğün kapaklarının açılması ilede gökten üzerimize su boşaldığını söylüyor. 

Şimdi bu ifadeleri bilimcilik dininin dogmalarıyla karşılaştırın. Bilimcilik dinine göre uzay sonsuz boşluk, peki öyleyse Nuh tufanı sırasında göğün kapıları açıldığında üzerimize nereden ve nasıl su boşaldı? Vakumlu boşluktan mı!!!? Yoksa trilyonlarca uzaktaki suyu olan bir gezegenden mi geliyor!!!? Yoksa Mars’ta su varda ordan mı gelmiş!!!? :) 

Yada küre bir dünyanın güya kor olan çekirdeğinden sular fışkırması mümkün mü? Yargılama günü küre dünyanın üzerindeki uzay vakumunda kapılar açılması mümkün mü? Yoksa üzeri gökkubbe olan düz dünyanın üzerinde kapılar açılması mı daha mantıklı bir ifade? Mantığınızı kullanın lütfen. 

Açık ve nettirki sahte bilimin dogmalarıyla Kuran’ın yada Tevrat’ın uyuşması söz konusu değildir. 



Sabit Dağlar, Görünmez Direkler ve Göğün Bir Yapı Olması

15:19
Ve Yeryüzünü yaydık 
Ve oraya sabit dağlar (ravāsiye ر س و) yerleştirdik
Ve herşeyi dengeli biçimde büyüyecek şekilde düzenledik."

16:15
Sarsılmayasınız diye oraya sabit dağlar (ravāsiye ر س و) yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı."

21:31
Sarsmasın diye Yerde sabit dağlar (ravāsiye ر س و) yarattık, rahat gidebilsinler diye dağların aralarında geniş yollar var ettik."

Allah’ın dağları yaratmasının amacı Yeryüzünü sabitlemektir. Şimdi bu ayeti fıldır fıldır dönen bir kürede anlamlandırmaya çalışın. Mümkün değil. Zaten inanılmaz hızlarda dönen bir kürenin üzerinde olan dağların sabit olduğunu iddia etmek kadar komik bir ifade olamaz. Dağlarda küre dünyaya bağlı olduğuna göre sabit kalması mümkün değil.

O halde dağların sabit olması ifadesi ancak düz dünya modelinde anlamlanabilir. Mantıklı olan Allah’ın düz ve sabit Yeryüzünden bahsettiğidir.

Şimdi bazılarının 27:88 ayetini delil olarak sunacağına eminim. Fakat bu arkadaşların yanıldıkları şey 27:87 ayetini okumadan 27:88 ayetini okumalarıdır. Ayeti bağlamından kopardıkları için ve tercümelerde yapılan hatalarla birlikte ayetlerin şu anda dağların bulutlar gibi hareketli olduğunu söylediğini zannetmektedirler.  Ayetlere bakalım;

27:87
Ve Sura üflendiğinde Allah’ın dilediklerinin dışında göklerde ve yerde olanlar korku içinde kalır.   Hepsi Allah’a boyun eğerek gelirler."

       “27:88
Dağları katı, durgun görürsün. O gün bulutların geçtiği gibi geçeceklerdir. Bu herşeyi doğru yapan Allah’ın sanatıdır. Doğrusu O, yaptığınız herşeyden haberdardır."

Bu ayetlerde açık ve net olarak kıyamet sahnesinden bahsedilmektedir. Dağların bulutlar gibi yürütülmesi kıyamette olacak bir hadisedir, şu anda değil. Bir önceki ayeti okuyun lütfen. Ayeti bağlamından koparanlar Kuran’daki bütün sabit dağlar ayetlerini görmezden gelip bu ayeti kendilerine referans göstererek küre dünyayı Kuran’da bulmaya çalışmaktadırlar. Fakat bu çabalarıda yine başarısız bir girişimdir zira küre dünyanın hızı bulutların kızından kat be kat fazladır. Yani bu benzetme alakasız bir benzetmedir. Eğer dağlar bulutlar kadar hızlı gidiyorsa küre dünyanın hızına yetişemiyor demektir!!! Bu mantıksızlığı Kuran’a yamamaya kalkışanların dayanakları gerçekten zayıf. 


21:32
Gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise, gökyüzünün âyetlerinden yüz çevirirler."

Korunmuş bir tavan ifadesi Düz Dünyanın Gökkubbesini açıklamak için harika bir ifade. Bizim tam da söylediğimiz bu zaten; Gökyüzünün korunmuş, geçilemez bir tavan gibi olmasıdır."

55:33 - 35
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin bucaklarından (min aktâri ق ط ر) geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin. Geçemezsiniz. Ancak bir kudretle."
Şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?
Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir. Başaramazsınız."

55:33 de bucaklarından ifadesi için kullanılan kelime min aktâri kelimesidir. Kelimenin kökü ise qTr (ق ط ر) dır. Kuran’da iki yerde aqTar şeklinde kullanılmıştır. Biri 55:33’de diğeri 33:14’de. Aktâr kelimesinin manası: Bir şeyler arasındaki ayrılık, sınır, hudud, uç, son, limit, çaptır. Dikkat ederseniz 33:14’deki ayet hiç bir mealde çap olarak çevrilmemiştir. Halbuki aynı kelime. 55:33’de ayette göğün bir sınırı, hududu, limiti olduğunu söylüyor, yarı çapı yada çapı olduğunu değil. Bu ayette Kuran’ı sahte bilime uydurmaya çalışanlarca çarpıtılmaya çalışılan bir ayettir. Buradaki ifade Yerin çapı, Yarıçapı falan olduğunu değil, sınırı, hududu olduğudur.

Bir başka hususta 55:33’te Ancak bir kudretle ifadesinin çarpıtılmasıdır. 55:35’i okuyan herkes insanların ve cinlerin Göğün sınırlarını geçecek bir kudretinin yada gücünün olmadığını kolaylıkla anlayabilir. Çünkü ayet Başaramazsınız diyor. Bilemiyorum daha ne desin? Yani bu kudret sizde yok diyor. Ancak hala NASA’nın sanki Allah’ın Başaramazsınız ifadesine rağmen göğün sınırlarını aşıp gittiğini düşünenler var. Sanki kimseye bu kudret verilmemiş ama NASA’ya verilmiş!!!  

13:2
Allah O´dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz."

31:10
Gökleri, gördüğün bir direk olmadan yaratmıştır. Sarsılmayasınız diye oraya sabit dağlar (ravāsiye ر س و) yerleştirdi ve orada her çeşit yaratığı yaydı. Gökten su indirdi ve orada her güzel çifti bitirdi."

22:65
Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep sizin buyruğunuz altına verdi. Göğü düşmesin diye tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir."

Şüphesiz Göklerin gördüğümüz bir direk olmadan yaratılmış olmasıda Allah’ın müthiş sanatıdır. Bir tavan düşünün büyüklüğü Yeryüzü kadar olsun ve görebileceğimiz bir direk olmadan tepemizde dursun. Şüphesiz oldukça büyük Camiler, Kiliseler ve Stadyumlara tavan yapmak istediğinizde mimari olarak en uygun çatı Kubbe biçiminde yapılan çatıdır. Ancak Kubbe biçiminde yapılan bir tavanı ortasında bir destek, direk olmadan yükseltmek mümkündür. Bu yükseltilmiş tavanı yere düşmeden tutmak ancak Allah’ın müthiş tasarımı sayesinde mümkün olmaktadır.

79:27-29
Siz mi, yoksa gök mü yaratılış açısından daha zorludur? Onu O yaptı. O, gökkubbeyi yükseltmiş ve ona gerektiği gibi biçim vermiştir; onun gecesini karanlık yapmış ve gündüzünü aydınlatmıştır."

Bu ifadeler Gökkubbenin yaratılış olarak gerçekten zorlu olduğunu ve üzerimizde bir kubbe olarak yükseltildiğini tasvir ediyor. Gökkubbe üstümüzdeki suları altımızdakinden ayırmak için yada başka bir ifadeyle iki denizi birbirinden ayırmak için üzerimize yükseltilmiştir. 

Kuran bir çok ayette Göğü katı bir cisim olarak kıyamet günü kırılıp parçalanacak şekilde tarif etmektedir.

82:1
Gök çatlayıp yarıldığı zaman,"

67:3
Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, ne yücedir! Rahman´ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha ona çevir! Herhangi bir çatlak görüyor musun?"

73:18
Gök bile ondan dolayı yarılır. O’nun sözü gerçekleşir."

17:92
"Yahut iddia ettiğin gibi göğü, parçalar halinde üzerimize düşürmelisin, yahut Allah´ı ve melekleri karşımıza dikmelisin."

Lütfen bu ayetlere objektif gözle bakın. Kuran açık ve net olarak Göğün katı bir yapı olduğunu söylüyor. Sahte bilimin dogmalarına göre ise Gök yüksek vakumlu bir boşluk. Boşluğun parçalanması, çatlağının olması, yarılması söz konusu dahi olamaz. Kuran açık ve net olarak üzerimize yükseltilmiş, üzerinde herhangi bir çatlağı olmayan, kıyamet günü parçalanacak olan katı bir yapıdan bahsediyor. Kuran’ın gök tarifi düz dünyaya uyuyor, küre dünyayı yalanlıyor.

65:12
Allah O´dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı.

Kuran’a göre üzerimizdeki Gökten toplam yedi tane var. Biz sadece üzerimizdekini görebiliyoruz, ancak onun üzerinde kat kat gökler ve yerdende o kadar olduğunu söylüyor Allah.
Elbette Göğün ötesinde ne olduğunu bilimsel olarak ispat etmemiz mümkün değil. Çünkü üzerimizdeki birinci göğü aşmamız mümkün değil. Dolayısıyla ötesinde ne olduğunu ancak Allah’ın bize bildirdiği kadarıyla bilebiliriz. 

Özet olarak Kuran’a göre Gök;
Bir yapıdır, çatıdır (yani fiziksel katı bir şeyden yapılmıştır)
Üzerinde hiçbir çatlağı yoktur.
Üzerimize yükseltilmiştir, görebileceğimiz bir direk olmadan durur.
Yedi gök olarak olarak yaratılmıştır.
Kapıları veya geçitleri vardır
İnsanlar ve cinler yeryüzünün altını delerek veya korunmuş bir tavan olan gökkubbeyi geçerek buradan kaçamazlar.
Burada sahip olduğumuz su gökten gelmiştir
Göğün üzerindeki suyu altındaki sudan ayırmaktadır.
Kıyamet günü parçalara ayrılacaktır..
Zamanı dolduğunda üzerimizdeki gök yuvarlanıp kaldırılacaktır. 
Parçalar halinde düşecektir. Yıldızlar yere düşecektir.
Gökyüzünde gündüzü aydınlatması için bir lamba (güneş) ve  geceyi aydınlatması için bir ışık (Ay) yaratılmıştır.
Yıldızlar ve takımyıldızlar gökyüzünde yol bulmamız için yaratılmış ışıklardır 

Sonuç olarak Kuran’da tarif edilen sabit düz bir Yeryüzü, üzeri kapalı bir sistem, çatı gibi yükseltilmiş bir kubbe şeklinde bir Göktür. Kuran’daki bu tarif Tevrat ile birebir örtüşmektedir.




Not: Sam Gerrans’ın düz dünya makalelerinden faydalanılmıştır.

Hiç yorum yok