Header Ads


Düz Dünya Gerçeği eser miktarda uyanmış, sorgulayabilen, cesur ve özgür beyinler içindir. Bu sarsıcı gerçeği herkes gibi önce reddedip alay edeceksiniz. Olur da tüm yargıları bir kenara bırakıp sabırla ve sakince incelerseniz doğuştan kazanılmış bu zeki programlamayı kırabilir ve gerçekleri içeri alabilirsiniz.
Üzerindeki en güçlü programlamayı kırmaya cesaretin var mı? Yok mu?

Dünyanın Düz Olduğunun İpuçları – Giriş


Bu makale özellikle düz dünya konusunu anlamaya çalışanlar için, konunun en önemli kısımlarının bahsedildiği bir giriş olarak, devam edecek diğer makalelerin ilki olarak, ve konuya aşina olanlar için ise yeni bir bakış açısı sunmak için ve konuyu özetleyip henüz bahsedilmemiş birkaç noktaya değinmek için yazılmıştır. 





Eğer bu konuya yeniyseniz şu soruyu soracağınızdan eminiz; ‘Bu bir şaka mı?’ Çünkü bu bir şaka olmalı değil mi? Küçüklüğümüzden beri kesin doğru olarak öğrendiğimiz en önemli iki şeyden biri değil miydi bu konu; 2x2=4 ve Dünya Küredir. Bu her şeyden önce öğrendiğimiz konu değil miydi? Bu durum sizin bu konunun ne kadar ciddi olduğunu anlamanız için bir ip ucu değil mi?




Tarihi unutanlar için düzeltilmiş siyah beyaz versiyonu şöyledir; İlk 4 bin yıllık medeniyet tarihinde dünyanın düz olduğunu kabul ettik, üzerinde gök kubbe olan kapalı bir sistem. Bütün semavi dinler dünyanın düz olduğunu kabul eder ve kendine özgü modelleri vardır. 



1543’te Kopernik yeni bir dünya modeli fikriyle ortaya çıktı. Bu modele göre dünya kendi etrafında bin mil hızla dönüyordu ve aynı zamanda güneşin etrafında 60 bin mil hızla dönüyordu. Yani ona göre dünya küreydi. Bu modelin matematik teorisi üç aşağı beş yukarı çalışıyordu, ancak problem şuydu ki bu matematik modeli gerçek ortamda deneyip doğrulayacak teknoloji o zamanlarda yoktu. 



İnsanları gök yüzüne taşıyan ilk balon 1720’de ancak yapılabilmişti. O zamanlarda sadece gemiler vardı uzak mesafelere gidilebilen. En hızlı giden araç attı o zamanlar. Fakat Kopernik'in bu yeni dünya modeli bir şekilde propaganda edildi. Hatta dinlere adapte edildi ve dinler aracılığıyla bu model yayılmaya başladı. Ve zamanla kabul edildi. Asıl önemlisi küre modeli bir şekilde eğitim sisteminin müfredatına girdi. 



Böylece gelecek 500 yılda bu modeli eleştiren hiçbir mekanizma kalmadı. Küre modelin fiziksel modeli olan yerçekimi teorisi dünya çapında kabul gördü. 20 nesil boyunca dünyanın küre olduğu propagandası yapıldı. Çünkü bütün dershaneler bir tane küre modeli mutlaka vardı, fakat hiçbir yerde kürenin ispatı yoktu. Yüzlerce yıl geçti hala medeniyet küre modeli ispat edecek bir teknolojiye ulaşamamıştı. 



Uçaklar 1900’lü yıllarda icat edildi. 1957’lerde dahi hiçbir araç henüz yeterince yükseğe çıkacak kadar gelişmemişti. Henüz kimse nasıl bir yerde yaşadığımızı ispat edecek durumda değildi. İşte o sırada ilginç bir şey oldu; Amerika ve Rusya ikisi birden yüksek irtifaya füze göndermeye başladılar, ki bu yükseklikten dünyanın şekli hakkında bilgi sahibi olacak kadar fotoğraf çekmeleri mümkündü. Fakat gördükleri şey onları ürküttü ve derhal bir anlaşma yapmaya itti. 




Gördükleri şeyin onları korkuttuğunu nereden mi biliyoruz? Çünkü ikisi birden yani hem Amerika hem de Rusya direk olarak yüksek irtifada patlatmak üzere göğe nükleer bomba göndermeye başladılar. Ve 4 sene boyunca göğü bombaladılar. Dikkat edin bütün bunlar 1958’de oluyor, nükleer bombanın epey pahalı olduğu, yapmasının zor olduğu bir zamanda. Hiroşima’ya atılan 20 kilotonluk nükleer bombadan çok daha güçlü; megatonluk bombalar. 


Başka bir ilginç nokta ise 1959’de, göğü bombalamalarının hemen bir yıl sonrasında Amerika’nın da içinde olduğu 10 ülke bir araya gelerek Antarktika’nın hiçbir devletin üzerinde hak iddia edemeyeceği bir toprak parçası olarak kalması için bir anlaşma imzaladılar. Anlaşma hala geçerliliğini koruyor. 50’den fazla ülke anlaşmaya imza attı. Endüstrileşmiş bu kadar ülkenin bir anlaşmaya bu kadar uzun süre sadık kaldığını hiç gördünüz mü? Dünyanın hiçbir yerinde herhangi bir toprak parçasının herhangi biri tarafından sahiplenmeksizin kaldığını gördünüz mü? En azından bir petrol arama firmasının dahi bu bölgede petrol aramak için büyük paralar ayırabileceğini yada aramak için başvuracağını düşünürsünüz, ama yok.



Bu keşfin kısa özeti şudur; 1959’da Amerikan Ordusu Dünyanın hem gökten hem de kenarlarından sınırlarını keşfetti. Normal halkı ‘Buradan geçilmez’ yazısı koymaya gerek olmaksızın dünyanın sınırlarından uzakta tutmanın bir yolunu bulmak istediler. Fakat işi şansa bırakmak istemediler. İşin ana kısmı zaten halledilmişti, sadece detaylar kalmıştı. Kubbenin gökteki sınırı normal yolcu uçaklarının uçtuğu mesafeden çok yüksekte olduğu için o kısımla ilgili bir endişeye gerek yoktu. 


Uzay programları derhal orduya bağlandı. Dış sınırlar doğal bir şekilde okyanuslarla korunduğu gibi aynı zamanda sıcaklıkların oldukça düştüğü yerler olduğu için ve buz dağlarının oldukça arttığı yerler olduğu için, doğal şartlar gemilerin oraya yakın gitmesini zaten engelliyordu. Aynı zamanda buzullarla kaplı toprak parçası herhangi bir bitki örtüsünün gelişmesini engelliyordu. Bu buzullarla kaplı toprak parçası yüzyıllarca insanların sınırlardan uzakta kalmasını sağladı. Günümüz medeniyetinin teknolojisi çabucak gelişmedi sonuçta. Denizciler soğuk iklimi olan yerlere mümkün olduğunca gitmemeye çalıştılar. Oksijen seviyesi burada oldukça düşük seviyelerdeydi, dağlarda bile.



İnsanın doğasındadır; bir kere gücü eline geçirdi mi bir daha bırakmak istemez. Gücü elinde tutmak için gerekirse gerçekleri saklamayı tercih eder, yeter ki gücünü kaybetmesin. Elit tabaka dünyanın kontrolünü elinde tutabilmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı. Elit tabakanın, kralların, devlet başkanlarının halklarına doğruyu bir gün söylemelerini doğal olarak beklersiniz. Yada Antik sayfalardan birinde, kutsal kitaplarda veya tarihi bir kitapta, yada başka bir boyuttan gelen bir mesajda dünyanın nasıl bir şekilde olduğunu söylemesini beklersiniz, fakat tümü normal halkın ulaşamayacağı bir konuma getirilmiş, din adamlarının tekeline alınmış, okunmaları mümkün olduğunca sakıncalı hale getirilmiş, anlamları saklanmış ya da çarpıtılmıştı. Sistematik bir şekilde bu her ülkede, her din için gerçekleşmiştir.



Düşünün dünyanın en güçlü liderleri dahi dünyanın sınırlarına gidememektedirler. Onlar bile gidemiyorsa normal halk nasıl gidebilsin ki? Bu geçilmesi mümkün olmayan kocaman kubbenin varlığından haberdar olan Elit ciddi bir karar vermek zorundaydı. Mevcut düzenlerini devam ettirebilmek için bu sırrı sonuna kadar saklı tutmalıydılar. Artık bu kararı verdikten sonra bunun geri dönüşü yoktu. Artık bunun için ne kadar masraf gerekiyorsa hiç çekinmeden karşılamak zorundaydılar. Hızlı bir şekilde gelişen Roket teknolojisi derhal kontrol altına alınmalıydı. O nedenle derhal Aya gitme projesi başlatıldı. 



NASA’nın Aya gitme projesi Dünyanın (güya) uzaydan resmini çekme ve dünyanın şekli konusunda şüpheleri ortadan kaldırma amacıyla ortaya atılmıştı. Böylece NASA’yı roket teknolojisinde gelir kazanmak amacıyla açılmış şirketlerin önünde uzaya gitme yarışında öncü konuma koyacaklardı. Böylelikle roket teknolojinde çalışan bütün kalbur üstü mühendisler, teknisyenler ve pilotlar NASA tarafından işe alındı. İşe alındıktan sonra her biri sadece kendi işinin haricinde olup bitenden habersiz olacakları bir teşkilat yapısıyla guruplandırıldılar. 



Astronotlar ise bu yalanın ortağı oldular, ancak yüksek irtifaya çıkan bu az sayıdaki astronotun sırrı saklaması için ne fedakarlık gerekiyorsa yapıldı. Kapalı kapılar ardında yemin ettirildi, ülkenin menfaatleri var denildi, milliyetçilik duyguları sömürüldü, paraya boğuldu, eğer yemini bozarlarsa hayat boyu hapis, ölüm yada ailesini kaybetme gibi onları korkutacak ne varsa yada sırrı tutmayı motive edecek ne varsa masaya konuldu. NASA’nın haricindeki özel şirketlerin uzay çalışmaları ya sabote edildi, ya da firmalar satın alınıp elemanları lav edildi, kapatıldı, dağıtıldı. Yenilerinin açılmasına izin verilmedi. Çıkarılan yasalarla hiçbir özel firmanın uçağının ya da füzesinin yüksek irtifada uçmasına izin verilmedi. Elbette bunun sebebi herhangi bir şekilde gök kubbeye çarpmalarını engellemek, ki böyle bir kaza gök kubbenin varlığını ortaya çıkaracaktı ve yüksek irtifadan dünyanın düz olduğunun görülmesini engellemekti. Eğer bu çarpmalar devam ederse elbette insanların kafasında NASA’nın uzaya gidiş programları hakkında şüpheler oluşacaktı. NASA o zamanlar bu tür şüpheleri cevaplayacak kadar hazırlıklı değildi.



Herkesin kafasını kurcalayan üç tane önemli soruyu burada paylaşmak istiyorum. Bu soruları lütfen kendinize ve etrafınızdakilere sorunuz.

1.     50 yıldır uzay çalışmaları adı altında faaliyet gösteren, binlerce saat uzayda kaldığını iddia eden NASA ve diğer ülkelerin uzay programlarının astronotları neden bir kez dahi olsun ellerindeki makinalar ile dışarıdan etrafındakileri 360 derece gösteren bir tek video yada fotoğraf çekmediler? Bu ne Ay yolculuğunda gerçekleşti ne de uzay istasyonunda gerçekleşti. Normalde sadece etrafındakileri çeken biri için bu durum mutlaka eninde sonunda kaza ile de olsa gerçekleşirdi. Fakat henüz böyle bir şey gerçekleşmedi ve asla gerçekleşmeyecek. Çünkü asla bozamayacakları bir kural var. Aynı kural televizyon, sinema ya da tiyatro çekimleri içinde geçerli; Asla dördüncü duvarı gösterme! Neden? Çünkü çekim yapılan bir sahnede dördüncü bir duvar yoktur. Bu da çekimlerin sahnede çekildiğinin delili değil mi?



2.     Eğer internette dünyanın uzaydan fotoğrafını aratırsanız %95 oranında bilgisayarda çizilmiş karma fotoğraflar bulacaksınız. 1972’de, 1997’de, 2002, 2007, 2012, 2013, 2015’te çizilmiş resimleri göreceksiniz. Günümüzde HD fotoğraf makinalarının ve video kameraların bu kadar herkes için her yerde mevcut olduğu bir ortamda dünyanın HD bir videosunun yada fotoğrafının olmasını beklersiniz doğal olarak. Ama yok. Çünkü hiçbir zaman böyle bir resmi çekmek için yeterli yüksekliğe ulaşmanız mümkün değildir.



3.     Yolcu uçaklarının ekvatorun güneyindeki uçuş rotalarına bakarsanız bir şeylerin yanlış olduğunu farkedersiniz. Bunu internetten araştırmak çok zor bir şey değil. Güneydeki herhangi iki mesafeyi haritadan bulup uzaklıklarını ölçün. Örneğin Avustralya ile Güney Amerika arası Pasifikten düz bir şekilde kat edilebilir olmalıydı. Halbuki buralara güneyden güneye aktarmasız uçak bulmak neredeyse imkansızdır. Aktarmalar ise daima kuzeyde bir yerden yapılır. Bu gerçeği normal halktan saklayabilmeleri mümkün değildir. Normalde dünya küre olsaydı güneyden güneye bu mesafeler arasında uçmak hiç sorun olmazdı. Fakat dünya düz olduğu için güneyden güneye uçmak için uçakların epey uzun mesafeler uçması gerekirdi. Dolayısıyla en mantıklı olan kuzeyde bir yerde aktarma yaparak bu mesafeleri aşmaktır. Küre dünyanın şansına Amerika Birleşik Devletleri kuzeyde bir yerdedir. En çok hava trafiğinin gerçekleştiği bu ülke güneyde bir yerde olsaydı bu durum çok bariz bir şekilde belli olacaktı. Ama şanslılar ki güneye çok fazla yoğun bir hava trafiği yok (şimdilik).



Anlıyorum sizi, kızgınsınız, derin düşüncelere daldınız, anlamsız anlamsız bakıyorsunuz, kafanız karışık. Birçok kişiye dünyanın düz olduğunu söylediğiniz anda yüzünüze alaycı bir şekilde bakıp güleceklerdir. Bizde ilk duyduğumuzda benzeri tepkileri gösterdik. Derhal düz dünyanın iddialarını çürütmek için araştırmaya koyulduk. Ancak araştıran ve gerçeği gördüğünde inkarı seçmeyen düz dünyacılar gibi bizde düz dünyanın iddialarının gerçek olduğunu gördüğümüzde, küre dünyanın ispatı olmadığını fark ettiğimizde düz dünyacı olduk.



Sizde kendi araştırmanızı yapın, kendi sorularınızı sorun, cevaplar arayın. Hatta daha ileriye gidin, şu soruları sorun; gök kubbeyi kim kurdu? Ne amaçla kurdu? İşte burada konu daha da ilginçleşecektir ve daha fazla aydınlanacaktır. Kennedy’nin öldürülmesi, Pearl Harbor saldırısı, Vietnam savaşı, 11 Eylül hadisesi, Irak savaşı hepsi sorgulanması gereken hadiselerdir, hiçte bize anlatıldığı gibi olmamıştır. 



Fakat küre dünya yalanı 500 yıllık bir yalandır. Artık sonlandırılma zamanı gelmiştir. Dünyanın yeniden karanlıklardan aydınlığa, bozgunculuktan barışa, Şeytanın yolundan Tanrının doğru yoluna girme zamanı gelmiştir. Bu sizce kötü bir şey mi?

Not: Mark Sergant'ın 'Flat Earth Clues' isimli eserinden faydalanılmıştır.


Hiç yorum yok