Header Ads


Düz Dünya Gerçeği eser miktarda uyanmış, sorgulayabilen, cesur ve özgür beyinler içindir. Bu sarsıcı gerçeği herkes gibi önce reddedip alay edeceksiniz. Olur da tüm yargıları bir kenara bırakıp sabırla ve sakince incelerseniz doğuştan kazanılmış bu zeki programlamayı kırabilir ve gerçekleri içeri alabilirsiniz.
Üzerindeki en güçlü programlamayı kırmaya cesaretin var mı? Yok mu?

Elektromanyetizma mı Yerçekimi mi?



 Küre dünya modeli yer çekiminin varlığı inancı temeline dayanarak modellenmiştir. Sahte bilim elektromanyetizmadan çok fazla bahsetmez. Çünkü elektromanyetizmanın gücünün ve öneminin anlaşılmasını istemezler. Aksine her şeyin yerçekimi kanunu etrafında döndüğü imajını vermeye çalışırlar. Yerçekimi hiçbir zaman ispatlanmış bir kanun değildir. Henüz ispatlanmamış bir kanunu bütün evrenin mekanizmasının temeline koyarsanız ortaya koyduğunuz sistem sadece sahte bir sistem olur, ve ortaya koyduğunuz bilimde sahte bilim olur. Sahte bilim de tam olarak budur; İspatlanmamış iddialar ve bilimsel yöntemden uzak teorilerdir.

Şu soruyu sormak lazım; küre dünya modelinin temeli Newton’un yerçekimi modeli mi yoksa Einstein’in yerçekimi modeli midir? Hangisi? Hangisi diye soruyoruz çünkü ikisi çok farklı şeylerden bahsediyor. Einstein’in modelinde uzaydaki enerji yada kütle nedeniyle uzay ve zamanın eğilip bükülmesi nedeniyle kütle çekimi oluştuğu söylenmektedir. Bu teoriyi modellemek için bir çarşafın ortasına küre bir ağırlık koyarlar ve çarşafın kenarlarındaki daha ufak küreler merkezdeki büyük ve daha ağır küreden dolayı merkeze doğru hareket ederler. Ancak buradaki sorun şudur; uzay ve zamanın bükülmesi iddiası nedeniyle oluştuğu iddia edilen kütle çekimi kanununu açıklamak için ağırlık kullanmalarıdır. Eğer bu deneyi ağırlık kullanmadan yapsalardı bu modelleme belki iddia ettikleri teoriyi açıklamaya çalışırdı. Ancak ortadaki cismin ağırlığının etkisi ile diğer ağırlıkların merkeze doğru yönelmesi uzay zaman bükülmesi teorisini kesinlikle açıklayamamaktadır. Eğer modellemede ağırlık kullanılıyorsa yeni modelin eskisinden farkı nedir? Zaten bu uzay zaman bükülmesi modeli Einsteinin izafiyet teorisinden gelmektedir ve bu modeli Nikola Tesla dahil bir çok kişi mantıklı bulmamaktadır. Einstein’in bu teoriyi ortaya atmasının asıl nedeni açıkça Newton’un modelindeki açmazları sıvamak içindir. Sıvamak içindir diyoruz çünkü bu geçici yama deliği kapatmaya yetmemiştir.
 
Diğer modele baktığımız zaman, ki bu Newton’un yerçekimi kanunudur. Hepimizin bildiği gibi bir cismin kütlesinin bir başka kütle ile etkileşimi anlamındadır. Kütlenin bir başka kütle tarafından çekildiği iddiası ispatlanabilir bir iddia değildir hatta kolaylıkla çürütülebilmektedir. Ağaçtan elmanın yere doğru düşmesi yerçekimi nedeniyle değil, elmanın hava akışkanı içerisinde daha yoğun bir kütlesi olmasından dolayıdır. Elmanın yere düşmesini gözlemleyen Newton’un bunu yerin elmayı çekmesi diye izah etmeye çalışması bilimsel temelden yoksun bir iddiadır. Zira yerden alınan herhangi iki kütlenin birbirini çektiği bu güne kadar ne gözlemlenmiş ne de ölçülebilmiştir.

Newton’un Yerçekimi modelinin üzerine kurulduğu temel ağırlıktır. Ağırlık aynı yerçekiminde olduğu gibi kilogram ile ölçülür. Einstein modelinde ise ağırlık ışık hızına ulaştığında enerjiye dönüşür. İşte bu noktada karışık fikirler ortaya çıkmaktadır. Kütle gerçekten nedir? Atomik seviyede kütleyi açıklayan nedir? Bunlar ciddi ciddi araştırılmış olmasına rağmen mantıklı bir izahı henüz yapılamamıştır. O halde yer çekimini açıklayan nedir? Kütlenin tarifi yapılamazken yer çekiminin tarifinin yapılması mümkün değildir.
İki türlü yerçekimi vardır; birincisi büyük G katsayısıyla ifade edilen, evrensel yerçekimi katsayısı yani Newton’un ifade ettiği gibi iki kütlenin birbirini çekmesi kanunudur Bu katsayının birimi Newton’dur. Bu formüle göre birbirini çeken iki kütlenin kuvveti kütlelerin çarpımıyla doğru orantılı, aralarındaki mesafenin karesi ile ters orantılıdır. G katsayısı burada devreye girer.







Fakat sorun şu ki kütlenin açıklanamadığı bir ortamda G katsayısının açıklanması mümkün müdür? İlk defa 1798’de ölçüldüğü iddia edilen bu katsayının bugün dahi tam olarak değerinin ne olduğu tartışmalıdır. Yaklaşık olarak bu katsayının değeri; 6.674×10−11 N·kg–2·m2 olarak kabul edilir. Cavendish’in torsion balance deneyi ile ölçtüğünü iddia ettiği G katsayısı ne ilginçtirki 200 yıl sonra bugünün teknolojisi ile henüz tekrar edilememiştir. 1800’lerde pendelum ile yapılan ölçümlerde ise çok farklı sonuçlar çıkmıştır, sonunda Cavendish’in ölçümünün daha geçerli olduğu iddia edilmiştir. Henüz tekrar edilemeyen bir deney ve çıkan bir sürü farklı sonuç. Bu karmaşıklık G katsayısının, dolayısı ile iddia edilen kütle çekiminin varlığını ciddi olarak sorgulamak için yeterli sebep değil midir? İşin ilginci henüz NASA kurulmadan, dünyanın küre olduğu (güya) resimlenmeden ve yarıçapının ne olduğu tam olarak bilinmeden yıllarca önce nasıl oluyorda Cavendish’in hesapladığını iddia ettiği katsayı dünyanın iddia edilen yarıçapı kullanılarak yapılan hesapla uyuyor. Yoksa Cavendish’in yaptığını iddia ettiği deney aslında hiç gerçekleşmemiş miydi, ve yoksa Cavendish bulduğunu iddia ettiği katsayıyı dünyanın (iddia edilen) yarıçapını kullanılarak mı hesap etmişti? Yoksa Cavendish’in hesabında kullandığı bu tahmini yarıçap hiç değiştirilmeden sahte bilim tarafından dünyanın yarıçapı olarak mı kabul edilmişti?


Bunun haricinde bir de küçük g katsayısı vardır. Herkesin bildiği gibi bu katsayı kütlenin yere doğru ivmesini ifade eder. Buda yaklaşık 9.81 m/s2 dir. Newton’a göre farklı gezegenlerde bu gezegenin kütlesinin büyüklüğüne göre yerçekimi ivmeside değişmektedir. Yani kütle hiçbir zaman değişmezken ağırlık içinde bulunduğumuz gezegene göre değişmektedir. Öyleyse dünyada ölçtüğümüz ağırlık değerimi kütlenin değeridir yoksa Jupiter’de ölçtüğümüz değermi? Sahte bilimin bu konudaki açıklamaları tam bir komediden ibarettir ve içerisinde hiçbir mantık barındırmamaktadır. Örnek vermek gerekirse benim ağırlığım dünyada 80 kg, Jupiter’de ise 202,16 kg gelmektedir. İki değişken ağırlık arasında kütlemin değeri nedir? Benim kütlemi ölçen birim nedir ve ifade eden nedir? Benim kütlem ne kadardır? Sahte bilimde bu soruların cevabı yoktur.
İngilizcedeki Gravity kelimesi Yunanca ağırlık kelimesinden türemiştir. Ağırlık yerçekimi değildir. Ve Gravity nin kelime anlamına bakarsakta herhangi bir kuvvet yada çekimden türeyen bir kelime olmadığını görmek mümkündür. O halde Gravity kelimesini yerçekimi olarak kullanmak ne kadar doğrudur?
Görünüşe göre yerçekimi aynen Uzay Yolu ya da Uzay Savaşları filmlerinde olduğu gibi birilerinin hayal dünyasında kurgulanmış bir fantazi düşüncedir. Eğer doğadaki kanunlar bilimsel yöntemlerle gözlemlenebiliyor ve açıklanabiliyorsa dünyanın güneşin etrafında yörüngede olduğu hangi bilimsel yöntemle ve hangi gözlemle açıklanabilir? Bir maddenin bir başka maddenin yörüngesinde yüzmesi ne gözlemlenebilir ne de bilimsel olarak açıklanabilir bir durumdur. Örneğin Ay neden güneşin yörüngesine girmiyorda dünyanın yörüngesine giriyor? Eğer yerçekimi kütle ile alakalı ise, ve Güneşin kütlesi Dünyaya göre çok daha büyük ise Ay’ın Güneşin yörüngesine girmesi gerekmez miydi? Yada Satürn dünyadan çok daha büyük olduğuna göre Dünya Satürn’ün yörüngesine neden girmiyor? Merkür Güneşe en yakın ve Dünyaya göre çok küçük olduğuna göre Güneşe niye yapışmıyor? Bunun gibi bir çok mantığa sığmayan soruları sormak mümkün, ve Güneş merkezli modelin bu sorulara hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.
Yerçekimi Neil deGrasse Tyson tarafından mikrofonun yere düşmesi ile gözlemlenebildiği iddia edilmektedir, fakat aynı kişi Yerçekiminin ne olduğu sorusuna “Bilmiyorum” yanıtını vermiştir. Çünkü iddia edilen yerçekiminin ölçülmesi tümüyle ayrı bir olaydır. Sahte bilim şu ana kadar gezegenlerin birbirlerini çektiğini ölçebilmiş değildir. Ölçemediği gibi gezegenlerin kütle çekimi ile ilgili daha bir çok iddia üretmiş fakat bu iddiaların hiçbirisini ispat etmemiştir. Çünkü gezegenler arası çekim gözlenebilir değildir. Zaten bu nedenle Einstein farklı bir teori ile yerçekimini açıklamaya çalışmıştır. Bu durum yerçekiminin bir hayalden ibaret olduğunun delilidir. Milyonlarca dolar harcayarak yaptıkları CERN tesisinde Higgs bozonu denen sihirli gücü araştırmaktadırlar, ki güya bu sihirli güç atoma kütleyi veren şey olarak ifade edilir. Ancak yine aynı sonuç; şu ana kadar Higgs bozonunu açık ve net olarak ölçebilmiş değillerdir. Bu da bilim adamlarının Yerçekimi konusunda tamamen derin sularda boğulmak üzere olduklarını göstermektedir. Dünyada geçerli olan Yerçekimi kanunları ile Gezegenler arası ilişkilerde işlememeside ayrı bir komedidir. Bu nedenle şu ana kadar kimsenin ne gözlemleyebildiği ne de ölçebildiği Kara Delik denen şeyi uydurmak zorunda kalmışlardır.


Bir kısım bilim adamı ise Yerçekimi modelinin çalışmadığının farkındadır ve bunu itiraf etmektedirler. Yeni geliştirdikleri İkiz kutuplu elektrik yerçekimi modeliyle yerçekimini açıklamaya çalışmaktadırlar. Bu modelle ilgili daha fazla bilgiyi bu siteden elde edebilirsiniz.

http://www.everythingselectric.com/electric-gravity/


Elektrik Yerçekimi tarifine göre;

  • Her bir atomun içindeki parçacıklar sıfır kütle yüklü yörüngeden oluşmaktadır. 
  • Her bir atomik parçacık diğer parçacıkların içindeki çok küçük miktardaki ikiz kutup nedeni ile bozulmuştur.
  • Aynı mıknatıslar gibi tüm protonlar, nütronlar ve elektronlar elektriksel ikiz kutuplar nedeniyle sıralanırlar ve bu Yerçekimini oluşturur.
  • Nötr atomlar elektrik alanı nedeniyle oluşmuş yerçekimi ile bozulurlar.


Bu ne demektir? Atom ve atom altı parçacıklar için yerçekimi diye bir güç yoktur, sadece electromanyetizma gücü vardır. Atomu, molekülleri, maddeyi, bizleri ve etrafımızdaki herşeyi bir arada tutan tek bir güç vardır; Elektromanyetizm. Belki bir çoğumuz bilmiyor ama yeryüzü üzerinde yüksek miktarda elektromanyetik alan oluşmaktadır. Şimşek çaktığı zaman bu elektrik yüklemesinin yerle etkileşimini gözlemlemekteyiz. Atmosferde yükseldikçe elektrik akımı voltajı yükselmektedir. Yeryüzü negatif iken gökyüzü pozitif yüklüdür. Yeryüzü iyi bir iletkendir. İnsanda iyi bir iletkendir. O nedenle şimşek çaktığında dışarda iseniz sizin iletkenliğiniz şimşeğin ürettiği akımın üzerinizden yere iletmenize sebep olabilir. Aynı şey ağaçlar ve binalar için de geçerlidir.


Ayrıca hepimizin gözlemlediği gibi bir balonu herhangi bir kumaşa sürttüğümüzde statik elektrik yüklenir ve yerçekimine aldırmaksızın saçınıza yada duvara yapışmaya başlar. Bunun nedeni balonun sürtünme ile negative enerji yüklenmesidir. Elektrostatik enerjinin ister su olsun, ister cam, ister tahta doğadaki her maddeye etki ettiğini gözlemleyebiliyoruz. Bunun sebebi maddelerin atomlardan oluşmasıdır, ve atomların da elektrik yüklü elektronlardan oluşmasıdır.
İkiz kutuplu elektrik yerçekimi modeline göre elektromanyetizma ve yerçekiminin aslında aynı şey olduğu ifade edilmektedir yada başka bir deyişle birbirlerinin ürünü olduğu iddia edilmektedir. Bu modele göre Yerçekimi, dünyanın protonları, nötronları ve elektronları içinde radyal odaklı elektrostatik ikiz kutuplardan kaynaklanmaktadır.

Aynı şekilde Thunderbolt (Yıldırım) projesine göre evrenin bir elektrik modeli olduğu söylenmekte ve bu açıklanmaktadır. Bu proje bilinen kozmolojiyi tümüyle değiştirmektedir. Bu modele göre nasılki Mıknatıslar kuzey güney kutuplarına göre birbirlerine yapışıp diziliyorlarsa Atomlarda aynı şekilde kutuplarına göre evrende dizilmektedirler. Aslında bu Düz dünya modeline uyan bir açıklamadır. Bu modele göre yeryüzü negatif yüklü, gökkubbe ise pozitif yüklüdür. Böylece yeryüzü negatif yüklü olduğu için, gökkubbede pozitif olduğu için atomlar negatif pozitif kutuplarıyla yerden göğe dizilmişlerdir. Yıldırım projesi atomların bu dizilişinden kaynaklanan çekimi Yerçekimi olarak adlandırmaktadırlar. Aslında tarif etmeye çalıştıkları düz dünya modelidir.

Elekromanyetizma Yaratılışın üzerine oturduğu temeldir ve bu kanunun işleyişini anlayabilmemiz için canlıların bunu nasıl kullandığına şahit olmamız gerekir. Örneğin Arılar; Arının vücut ölçüleri düşünüldüğünde küçük kanatları ile nasıl uçtuğu bilim adamları için yıllarca merak konusuydu. Çünkü yer çekimi kanununa göre uçamaması gerekiyordu. Fakat anlaşıldı ki arı kanatlarındaki elektrik yüklemesini değiştirerek uçabilmektedirler.

Aynı şekilde bir örümceğin nasıl uçtuğuda bir muamma idi uzun zamandır, hatta okyanustaki gemilere örümceklerin nasıl girdiği tam olarak açıklamıyordu. Önceleri örümceğin iplik salyalayarak, bu ipliği attığı yerden hareket ettiği düşünülüyordu. Ve rüzgar yardımıyla balon etkisi yaparak örümceğin kilometrelerce öteye uçabildiği düşünülüyordu. Fakat anlaşıldı ki aynı arı gibi örümceğin de atmosferdeki elektrostatik güç ile uçtuğu fark edildi. Örümceğin bacaklarında bu elektrostatik gücü algılayan ince kıllar olduğu farkedildi. Böylece örümcek dilediğinde uçabiliyor ve dilediği yere konabiliyor.


Manyetik levitasyon yöntemi elektromanyetizmanın etkisini görmek açısından önemlidir. Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi manyetik levitasyon yöntemiyle yaratılan manyetik akım nedeniyle alüminyum levhanın havada asılı kalması mümkündür. Oluşan bu manyetik alana bir ampulü yaklaştırdığınızda yandığını görmeniz mümkündür. Alttaki resimde gördüğünüz deneyde elektromanyetizmayı açıklamak açısından ilginçtir. Bu deney için bakır tel sarılmış neodimyum mıknatısları güçlü ferro mıknatıslarına tutturulmuş ve bakır levhalara oturtulmuştur. Karşılıklı konumlandırıldığında elektromanyetik alan oluşturulmuştur ve bu alana yaklaştırılan ampulün yandığı gözlemlenmiştir. Bir manyetik alan bir iletken boyunca hareket ettiğinde, hareket iletkende bir girdap akımı oluşturur. İletkendeki elektronların akışı iletken içinde ısı üreten bir karşıt manyetik alan oluşturur. Bu nedenle ampül yanmaktadır.




Birçok kişi Güneş'in Ay'ın ve Yıldızların hangi mekanizma ile düz dünya üzerinde hareket ettiğini merak etmektedir. Bunun cevabı Elektromanyetizmadır.

Güneş merkezli modelin çalışması ise yerçekiminin varlığına bağlıdır. Halbuki evrende yerçekimi denen bir kuvvetten bahsetmemiz mümkün değildir. Yerçekiminin olmadığı bir evrende güneş merkezli modelinde olması mümkün değildir.



Oysaki düz dünya modelinin çalışması için her şey mevcuttur. Dünya elektromanyetik iletkendir. Güneş elektromanyetizma nedeniyle ışımakta, ve ısı vermektedir. Düz dünyada manyetik kuzey kutup anotu oluşturmakta kenarlardaki buzullar ise katotu oluşturmakta ve elektronlar tuzlu sudaki okyanuslarda hareket etmektedir.

Alttaki resimde manyetik bir ray üzerinde süper iletken bir diskin havada belli bir mesafede durarak döndüğünü gösteren manyetik levitasyon deneyini görüyorsunuz. Düz dünya modelinde de aynı yöntemle çalışmaktadır; Güneş ve Ay manyetik levitasyon nedeni ile belli bir mesafede asılı kalmakta ve düz dünya üzerinde dönmektedir.





Düz dünya modelinde yer çekimine gerek yoktur, sistemin işleyişi elektromanyetizma iledir. O halde şu soruyu kendinize sormanız lazım; birçok bilim adamı için yerçekimi modeli içinden çıkılamaz bir muamma iken ve bu muamma içinde açıklayamadıkları sorular nedeniyle tıkanıp kalmışlar iken, ve eğer içinde yaşadığımız evreni Elektromanyetizma modeli ile rahatlıkla açıklayabiliyorsak, ve sistem tüm parçalarıyla Elektromanyetik modele uyuyorsa neden ısrarla Yerçekimi modelinde ısrar ediliyor? Eğer sebebi size güneş merkezli modeli dayatmak değilse nedir? Sebebi dünyanın düz olduğu gerçeğini saklamaya çalışmak değilse nedir? Fakat eninde sonunda sistemin üzerine oturduğu mekanizma ortaya çıkacaktır. Çünkü Yerçekimi modeli iflas etmiştir.
Editör Alis 
 
 

Hiç yorum yok