Header Ads


Düz Dünya Gerçeği eser miktarda uyanmış, sorgulayabilen, cesur ve özgür beyinler içindir. Bu sarsıcı gerçeği herkes gibi önce reddedip alay edeceksiniz. Olur da tüm yargıları bir kenara bırakıp sabırla ve sakince incelerseniz doğuştan kazanılmış bu zeki programlamayı kırabilir ve gerçekleri içeri alabilirsiniz.
Üzerindeki en güçlü programlamayı kırmaya cesaretin var mı? Yok mu?

Heliosentrism - Geosentrism ve Düz Dünya





GEOSENTRİK (Dünya Merkezli) SİSTEM


Geosentrik sistem, dünyayı merkez alan evren teorisi, dünyanın evrenin merkezi , güneşŸ ve gezegenlerin de onun etrafında döndüklerini kabul eden sistemdir.

Geosantrizm, geosentrizm veya yermerkezcilik adı ile anılır, Yeri evrenin merkezi kabul eden görüştür. Kopernik sistemi öncesinde geçerli olan Batlamyus'un sistemi yermerkezci bir sistemdir.


HELIOSENTRİK (Güneş Merkezli) SİSTEM









Güneş sisteminin merkezinde, yerküre ve gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü açıklayan astronomik model. kopernik modeli olarak da bilinir. teorinin ilk savunucusu aristarchus of samos'dur. jeosentrizm'e, yani yerküre'yi güneş sisteminin merkezi olarak kabul eden modele karşıt görüştedir. jeosentrik model'in ilk savunucusu ptolemy'dir. bu yüzden ptolemaik model olarak da bilinir.

Aristoteles, Dünya'nın evrenin merkezinde olduğunu ilk ortaya atan bir Yunan filozofuydu. Evrenin organizasyonu ile ilgili bu teori binlerce yıldır kabul gören bir modeldi. Güneşin ve Ay'ın Dünya'daki görünür hareketi kolayca açıkladığı için, yer merkezli model o kadar yaygın şekilde kabul gördü. Alternatif, Güneş merkezli bir model ortaya koyan birinin ilk kanıtı, yaklaşık 300'de Samos'un Aristarchus'u tarafından yapıldı. 16. yüzyılda, polonyalı bilim adamı ve gökbilimci Nicolaus Copernicus tarafından bir helyosantrik evrenin matematiksel bir modeli oluşturuldu.

Galileo yeni keşfedilen teleskop ile gece gökyüzünü tararken helyosentrik model, önemli ampirik bir destek aldı. Jüpiter yakınlarındaki dört cismi farketti. Birkaç gün içinde bu cisimlerin durağan olmadığını, ancak aslında gezegenin etrafında dönmekte olduğunu gördü. Galileo, Dünya'dan başka bir yerde yörüngede gökyüzü bedenleri olsaydı, yer merkezli modelin doğru olamayacağını gösterdi. Bu fikir ve bunu destekleyen gözlemler, Galileo'nun ev hapsinde tutulmasıyla sonuçlandı, çünkü keşifleri Katolik Kilisesi'nin öğretilerine uymadı.

Dünya'nın evrenin merkezi olmadığı gerçeği, gökadaların, diğer yıldızların ve daha fazlasının keşfedilmesine yol açan diğer astronomik araştırmaları açtı. Güneş, tüm evrenin merkezi değilse de, Güneş Sistemimizin merkezi olarak kabul edilmekte.

Bugün bilim insanlarında genel kabul gören bu görüşe göre ;

Dünya gezegeninin çevresi ekvatordan 40.075 km ve yarıçapı 6378 km ( ekvatoral yarıçap R1:6378 km ve kutupsal yarıçap R2:6.356km olduğu ) dolayısıyla çapının yaklaşık 12.600 km bir küre olduğu düşünüyor.

Ekvatoral dönme hızının saatte 1.674 km olduğu , bu dönmeden kaynaklanan yer çekimi(g) nin 9,78 m/s2 olduğu , aynı zamanda Dünya'nın Güneş etrafında 108.000 km/sa hızla döndüğü , Güneşin de Samanyolu Galaksisinde 720.000 km/sa hızla döndüğü ve Samanyolu Galaksisinin de uzayda 950.000 km/sa hızla haraket ettiği düşünülüyor.

Yine bu görüşe göre Dünya ile ay arası mesefe 384.000 km ve Dünya ile Güneş arasındaki mesafe 149.500.000 km ( 1 astronomik birim ) diye düşünülmektedir.


1 ışık yılının da 63.241 AU (astronomik birim olduğunu da söyleyelim.)

Kısaca dünya kendi etrafında 1.674 km/sa hızla dönerken , aynı zamanda Güneşin etrafında 108.000 km/sa hızla dönmekte ve Güneş de tüm gezegenleri sürükleyerek saatte 720.000 km/sa hızla ilerliyor denmektedir.

Ama nedense onbinlerce yıldır KUZEY KUTUP YILDIZI yerini hiç değiştirmeden hala kuzeyi göstermekte ve biz hep aynı manzara ile karşılalaşmaktayız.

Yanda bununla ilgili olan gif görmektesiniz.

DÜZ DÜNYA GERÇEĞİ kesinlikle uzay boşluğunda tek dünya etrafında gökkubbe yıldızlar veya veya uzayda uçan üstü düz ada şeklinde bir kaya değildir.


Dünyanın en temel gerçeğinin üzerini örtmek için buna yakın birçok görüş öne sürülse de biz orijinal hali ile dünyamızı şu an gözlem yapabildiğiniz hali ile size sunmak istiyoruz.




Evrenin merkezi , burada yaşadığımız için gözlemci olan bizim açımızdan DÜNYA dır . Ancak büyük resme baktığımızda , sonsuz düzlemde yer alan bir zemininin üzerinde bulunan, birçok kubbenin ve her birinin altında bir yaşam formunun yer aldığı dünyaların zemin üzerinde sıra ile birbirine yakın durması şeklinde evreni anlatabiliriz.

Daha rahat ve basit bir şekilde anlamamız için küçük bir örnek ile şöyle düşünebiliriz , çok büyük bir okyanus tabanında yer alan bir hava kabarcığı ve bu hava kabarcığının içerisinde yer alan güneş ve ay , bunların aydınlattığı kara parçaları ve yaşam formu. Bu hava kabarcığından bir çok var , yan yana , her biri bir dünya . Okyanusun tabanı benzetmesindeki arz ise evrenin tabanı. Kubbe ise bir kalkan , onun da katmanları var ve yıldızlar diye gördüğümüz ışık formunu da değiştiren küçük cisimler bu kubbenin üstünde , gezegenler de aynı şekilde. Kubbenin üstü siyah bir sıvı ( bugün bilim insanları televizyonlarda karanlık madde olarak anlatıyor) ile kaplı.

İnsanoğlu bu DÜZ DÜNYA ya yabancı değil , yaklaşık 50.000 senedir bu biliniyor. Üstelik ve bugün hala DÜZ DÜNYA haritası adı ile bilinen GLEASON MAP şu an hem hava hem uçak pilotları tarafından kullanılmaktadır. Kıtaların büyüklüğünün farklı olduğuna dikkatinizi çekerim. Özellikle devlet arşivlerinde teorik ve pratik olarak doğruluğu denenmiştir diye kayıtlıdır.


‘Gleason's new standard map of the world : on the projection of J. S. Christopher, Modern College, Blackheath, England ; scientifically and practically correct ; as "it is." Title (alt.): New standardmap of the world; Cartographer: Gleason, Alexander; Creator: Buffalo Electrotype and Engraving Co; Date: 1892’





Kulağa ilginç gelse de antik uygarlıklardan yaklaşık 1500 lere kadar böyle olduğuna inanııyordu Mu uygarlığından Sümerlere , Maya’lara antik Mısıra Babil uygarlığına ve günümüz dünyasında hala bir çok kişi evrenin merkezinin DÜZ DÜNYA olduğunu savunmaktadır.



Sümer tabletinde kuş bakışı olarak dünyanın düz tepsi gibi olduğu , çıkış yerleri ve işaretlenen önemli noktasal alanlar açıkca görülmektedir.
Bu da eski bir budist haritası , zaten Budizm’de de Dünya Düzdür. En eski Budist haritalarına göre düz dünyanın kenarları buzla kaplıdır, ötesinde başka deniz ve kıtalar vardır.




Evrenin tabanı ki ne kadar derin olduğu konusunda hala hiçbir bilim insanının kesin bir fikri yoktur , mağma kabul edilse de aslında durum biraz farklıdır çünkü Rusların deneyleri onlarca kilometrede bile mağma ile karşılaşmamıştır, o konuyu plazma patlamaları ve etraflarındaki cevherleri eriterek o eriyiklerin en yakın kanaldan yer yüzüne çıkması olarak farklı bir konuda anlatacağız.

Evrenin tabanı üzerinde sabit , dönmeyen , kıtaların ve arasında elektromagnetik akım için en ideal olan tuzlu suyun olduğu bir dünyamız var , üstünde bizi dış tehditlere karşı koruyan bir kubbemiz ( dome ) ve bunun içerisinde çapları eşit büyüklükte ve 32 mile olan güneş(plazma –  ) ve ay(kendi soğuk ışığı olan +  ) birlikte yörüngelerde hemen üzerimizde zeminden 90 km yukarıda
yörüngelerinde yüzmektedirler.






DÜNYA DÜZDÜR , NET OLARAK SÖYLEYEBİLİRİZ Kİ ETRAFI DA BUZDUR.


Dünya mızın merkezi KUZEY KUTBU dur. Pusulalar da merkezi gösterir. Manyetik merkez ve orta nokta kuzey kutup bölgesidir. Güney kutup ise bir kutup noktası olarak yani aynen kuzey kutlu gibi bir manada yoktur , kuzeyin tersi olan istikamete güney denmektedir.Pusulalar özellikle GÜNEY diye bir yön göstermez , KUZEY yönünü işaretler ve biz biliriz ki bunun tersi GÜNEY dir.

Güney Kutbu dünyanın dışını çember şeklinde çevreleyen buz sıradağlarıdır. Zaten ‘ANTARTIC CIRCLE’ denmesinin sebebi de bu olsa gerek.

Güney kutbu ile ilgili ayrı bir yazı dizisinde her detayını tek tak anlatatacağız.




DÜNYA'DA ARZ (ZEMİN) DA AÇILAN EN UZUN DELİK



Fotoğrafta gördüğünüz deliğin diğer ucu yerin 12.262 metre altında. Rusya'nın Norveç sınırı yakınlarındaki Kola Yarımadası'nda 24 Mayıs 1970'ten beri kazılan bu delik, Dünya üzerine yapay olarak açılmış en derin deliklerden birisidir.

Deliğin amacı, Dünya'nın en dış katmanı olan kabuk tabakası içerisinde gidebildiğimiz en derin noktaya kadar ulaşmaktır. Proje boyunca ana arterden dallanan birkaç yan kanal açılmıştır ve bunlardan en derini 12.262 metre derinlikteki SG-3 çukurudur. 2008'den beri terk edilmiş haldedir.

Araştırmacılar bu derinlikteki kayaçlar içerisinde su tespit etmiştir. Bu kazılar yapılana kadar, hiçbir bilim insanı o derinlikte su bulmayı beklemiyordu. Kola Deliği, 20 sene boyunca gezegenimizdeki en derin ve uzun yapay delik olarak tarihe geçmiştir. Ancak sonradan, Mayıs 2008'de Katar'da açılan BD-04A kuyusu 12.289 metreye ulaşarak bu rekoru kırmıştır. Ocak 2011'de ise Exxon tarafından yürütülen Sakhalin-1 projesi dahilindeki Odoptu OP-11 deliği 12.345 metreye ulaşarak iki rekoru da kırmıştır. Bu kuyu, sadece 60 günde tamamlanmıştır. Ancak buna rağmen, Kola Deliği halen yüzeyden dikey olarak açılan en derin deliktir; çünkü diğer kuyularda yatay düzlemde de yol alınmıştır ve bu sayede uzunluk arttırılmıştır.

12 kilometrelik bu inanılmaz delik derinliği, gezegenimizin düşünülen yarıçapı olan 6.371 kilometre içerisine doğru açılan en büyük delik. Dünya'nın kabuk kısmı ortalama 40 kilometre derinliğinde olduğu düşünülüyor. Bu da kabuğun 1/3 lük kısmının delindiği halde mağma ile karşılaşılmaması , ve üzerinde yıllar geçmesine rağmen dünyanın merkezinde olduğu düşünülen mağmanın bu en derin felikten hala çıkmaması , bize öğretilen bilgileri ters düz ediyor.